[ Login | RSS ]
x

YANMAYAN ELLER

Mayıs 15th, 2007 by admin

 www.bilimkultur.org

Hallüsinasyonu, gerçek bir duygusal uyaran olmaksızın meydana gelen sahte algilama olarak tanimlayabiliriz. Hipnozun temeli telkine dayandigi için kolaylikla hallüsinasyon meydana getirmek mümkündür. Bu halüsinasyondan bazilari olabilir denilebilir cinsten, ama bazilan varki insani hayretten hayrete düşüren, ister istemez “bu da olur muymuş” dedirten cinsten. Bunlardan bana ilginç gelen bazilarim sizlere de nakletmek istiyorum.
Derin transa alman bir sujenin herhangi bir eline dokupdugunuzda hissetmeyeceğini telkin ederseniz asla duymaz. Ya da bunun tam tersini yapabilirsiniz. Yani dokunmadiginiz halde dokunduğunuzu hissettirebilir, eline olmayan bir şeyi verebilir ya da elinizdeki hayali bir şeyi aldirabilirsiniz. Delil istiyorsaniz sanıyorum şu
rahatlikla sizi tatmin edecktir. Süjemzin eline toplu iğne batiriyorsunuz, ya da kalem diye yanan sigaraya değdiriyorsunuz hiç bir tepki göstermiyor. Çin işkencesi denilen bir işkence çeşidi vardir. Kişinin bir tarafi steak diğer tarafi ise soğuk bir ortamda buluiidurulur. Ayni şeyi hipnozla yapabilirsiniz. Süjenize vücudunun bir tarafirun çok sicak bir ortamda diğer tarafı - nın ise çok soğuk bir ortamda olduğu nu telkin ediyorsunuz. Süjenizin bir tarafa kizanp terlerken diğer tarafi soğuktan büzfflüyor.
Bir de manzara hallüsinasyonlarina bakalim. Süjenize odada sizden ba5- kasini görmemesini telkin ederseniz, uyandığınızda sizden başkasını görmez. Yürürken odada bulunan diğer kişilere çarptigini, kişilerin seslerini duyunca da §a§irip kaldığını hayretle
gözlersiniz. Hatta gözlerinin görmedi- c
gini telkin ederseniz gözlerini açtiginda hiç bir şey görmez. Bunu elinizde bulunan herhangi bir şeyi gözbebeği-ne yakla5tirmakla kontrol edebilirsiniz. 1 mm dahi yakla5tirsaniz hiç bir tepki almazsiniz.
Hani çocuk dergilerinde olur görünüşte birbirinin ayni olan iki resmin arasindaki farklarin bulunmasi istenir. Genelde biraz dikkat etmekle farklarkolayca bulunabilir. Peki birbirinin ayni iki boz beyaz kağıt arasinda fark bulunabilir mi? Normal şartlar altinda hayir ama hipnozla pekala mümkün. Derin transa aldiginiz süjeye elinizde-ki boz kagitta bir manzara hayal ettirip. Sonra gözlerini kapattirin ve de
kağıdı 900 çevirin. Gözlerini açtirdiginizda cevap çok ilginç “manzara 901 eğik duruyor”. Hatta kağıdı ters çevirdiğinizde “resmin tepetaklak durduğu”, arkasini çevirdiğinizde ya da başka bir kağıt gösterdiğinizde “hiç bir şey görmediği” cevabini alirsiniz.
Hipnozla yapabileceğinin ilginç hallüsinasyonlardan birisi de pozitif veya negatif renk hallüsinasyonudur. Bu da yukarida anlatilanlar gibi yapildigincla kolayca görülebilecek ve de çeşitli kişiler tarafindan defalarca yapilmi.5 şeylerdir. Bir hipnozitör yaptigi deneylere aynen şöyle naklediyor. “Süjemi derin transa soktuktan sonra şöyle diyorum. Sak gôzün artık kirmizi rengi görmemektedir. Bu durumda bir telkin alan süjem her iki gözü açik ise her şeyi normal görecektir. Fakat yalnizca sağ göz ile baktirildiginda masada bulunan kirmizi kalemi isterseniz “masada kirmizi kalem yoktur” diyecektir. Bu arada siijelcrime şu de-neyi yaptirdim.Ye5il renk, mavi ve Bari renklerin karışımı ile elde edilir. Önce her iki gôzün de normal gördü
ğünü söylüyorum. Onüne koyduğumuz çok çeşitli renklerdeki kağıtların içinden yeşili gösterip sorduğumda yeşil cevabini aliyorum. Şimdi siijeme telkinde bulunuyorum. Artık bundan sonra mavi rengi görmeyeceksin diyorum. Bu telkini yaptiktan sonra elimdeki yeşil olan kağıdı gösteriyorum. Ve soruyorum ne renkte? cevap çok enteresan oluyor. “Elinizdeki kakit sari renktedir” Ne korkunç bir mekanizma değil mi” Evet gerçekten çok korkunç bir mekanizma. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. mesela siijenize bir gözünün normal gördüğünü, diğer gözünün ise elinizde bulunan beyaz kağıdı kırmızı göreceğini telkin ederseniz. Birisi aqikken “beyaz” diğeri açıkken “kirmizi” her ikisi aqikken ise “pembe” görecektir. (beyaz+kjrmizi=pembe) sanıyorum artik bana “hayretten hayrete düşme” konusunda hak veriyorsunuz.
VASITASIZ YOLCULUK
(RUHSAL GÖRÜ)
Ruhsal görü ya da ruhsal görme (Claine Vayonce)
Olaylar arasindaki mekan ve zaman unsurunu kaldirarak bir başka yerlerde olan bitenlerden haberdar olmadır.
Hipnozla bu konuda yapilan çah - malarin hepsi olumlu sonuç vermemektedir. Süjelerin bazilarindan doğruluk pay i çok yüksek olan şeyler alin- dağa gibi bir çoğundan hayal ürünü ve
1 gibi   dokruluk payi çok az olan şeyler alin-
maktadir.
Bu konuda yapilan iki çalışmayı olduğu gibi size nakletmek istiyorum. Hipnozitör süjesini derin transa aliyor. Memleketteki evine gitmesini söylüyor.
- Tamam eve geldim.
-    Peki, şimdi bana gördüklerini anlatmanı istiyorum.
Ve süje anlatmaya başlıyor “Bahçe-deyim, ortalikta kimse görünmüyor, evin bütün odalarini dolaşiyorum. Yine kimse yok. Herhalde tarlaya gitmiş olacaklar.”
- Peki sokakta gördüklerini anlat.
-    Sokak boş kimse yok. Dur, dur, şimdi komşumuz Ahmet Emmi sokağa çekti.
Daha sonra süje tarlaya gidiyor. Tarlada olup bitenlere detayiyla anlatiyor. Yine başka bir senasta tekrar evine gidiyor. Akşam vakti. Olaylara bütün detaylyla, annesinin bulaşık yikadikini bulaşiga bakarak ne yemek yediklerine, babasinin televizyon izledi-
ğini, kardeşinin ders çalıştığını anlatiyor. Hatta kardeşinin fen bilgisi çah - tigini söylüyor ve de kitaptan bir miktar da okuyor.
Süje gerçekleri mi söylüyordu, yoksa hayal dünyasinda-n mi bir şeyler naklediyordu. Bu aslında o anda telefon açip sormakla denenebilirdi. Çeşitli hipnozitörler bu yolu denemişlerdir. Fakat burada hipnozitör daha pratik bir yol bulmuş.
Süje “babam televizyon seyrediyor” deyince:-
-    Anlat bakalim televizyonda ne Diyor ve bütün sahnelere olduğu gibi naklediyor. Süjeniz gözü kapali kilometrelerce ötedeki bir televizyonda olanlara anlatiyor. ve de siz yanınızdaki televizyondan kontrol ediyorsunuz. Akillara durgunluk veren bir mekanizma.
Yine başka bir hipnozitör süjesinden daha önce hiç kar5ila§madigi bir kimsenin o gün akşam gelecek trende olup olmadığını soruyor. Süje trene gidiyor. Kişiyi buluyor. Onu, oturduklari yeri ve yaninda bulunan kişileri taraf ediyor. Hatta olaylan bütün ayrintilarina kadar da anlatiyor. “… barn-min meyve sepeti devrildi, kar§isindaki askeri tıbbiyeli ona meyveleri toplamada yardim ediyor”…..Hanim geldiğinde ise olaylar tamamen dogrulaniyor.
Belkide çoğu kişi bunlara görmeden inanmayacaktir. Çünkü insan inanmak için hep birşeyler görmek istemiştir. Ama bana sorarsaniz “böyle anlatiyor bu işi yapan hipnozitörler” derim ve de eklerin “kişi bazen gôn-nedigi şeylere de inanmasini bilmeli”
Bir insana verilen tüm bilgilerin istenildiği zaman tekrar geri alinmasi mümkün    c
olmadi~gi için yine insan ta- rafindan compütürler geliştirilmiştir. Evet artik, compütürler verilen bilgileri istenildiği zaman geri verebiliyor. Peki insan beyni bu yari§ta kendi ggeli§tirdigi şeyden daha mi geri kaliyor dersiniz?
“Şu anda annemin karninclayim. Burasi çok rahat… Burada anlatamayacağım kadar güzel duygular içindeyim… Burada her istediğim bilmediğini yollardan temin ediliyor. Hiç bir sıkıntı çekmiyorum.. Burasi o kadar güzel ve rahat ki… Anlatamiyorum…
Bunlar bir güldürü ustasinin sözleri değil, ben de uydurmadim. Bunlar hipnozla anne karnina kadar gôtürül- mü5 bir süjenin anlattiklari. Ayni süje tarafindan doğum ani ve sonrasi ise şöyle anlatiliyor.
“Beni sanki cenderede sikiyorlar gibi siki5iyorum. Korkunç birşey bu… Bir kuvvet beni dışarı almak istiyor… Ben direniyorum… Artık hiç gücüm kalmadi. Karşi koyamiyorum… 5u anda di§ari çikiyorum..,Çiktim… Burasi bir oda… Bir kadin beni ayaklarimdan tutup gôbeffimden uzanan bir  şeyi kesti… Annem yatiyor… Beni kundakladılar… Beni kucaktan kucağa veriyorlar.. Şimdi babamdan yaşla bir adam aldi.. Kulagima Ezan oku-
yor… Allahüekber… Allahüekber… Lai lahe il l al l ah……
Evet ilk planda insan buna hayret ediyor. Ama insanda unutma gibi bir gib
olmadığı da bir gerçektir. Ancak hatırlamama vardir. Çünkü bizi rahatsiz eden gereksiz tüm bilgilerin bir an için hafizada cami olduğunu varsayarsak hayat yaşanmaz hale gelirdi. Her şey bütün detayıyla hafiza merkezlerinde kayıtlı ama bir kismi hatırlanabiliyor. Ancak çok özel şartlar altinda -hipnoz gibi- diğerleri de hatirlanabilir.
Hipnozun bu özelliğinden yararlanilarak çeşitli hastaliklar tedavi edilmektedir. Bilindiği gibi bazi psikolojik hastaliklarin temelinde geçmişte yaşanan olaylar yatmaktadir.
Bu konuda bir kekemeyle yapilan çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Kekeme olan süje derin transa aliniyor ve de sürekli geriye gitmek suretiyle    c
kekemeli~)in başladığı an tesbit edi- liyor. (Bu sürede ilk ilgi çeken şey süjenin hipnoz esnasinda tamamen düzgünkonu5masi). Nihayet 6 yaşına inildiğinde süje şöyle anlatiyor: “Henüz okula gitmiyordum… Babam çok otoriter biriydi… Beni çok cezalandirirdi… Bir yaz günü benden iki ya,-,büyük olan ablam aniden öldü… Hiçbir şey anlamami5tim… Hemen ardindan yapti_eim bir yaramazlık nedeni ile babam beni feci şekilde dôvmü§tü. Ardindan karanlik bir yere kapatti… Çok korkmuştum… 0 günden sonra artik konuşmam bozulmuştu.” diyor ve devam ediyor.
İşte insan beyni bu kadar üstün bir mekanizmaya sahip. Hatta bazi açikgôz reklam şirketleri hafizanin bu özelliğinden yararlanmasını bilmişlerdir. Televizyon ya da sinemada oynayan programin bir veya iki karesine reklam resmi koyuyorlar. Bu resimler hafiza tarafindan tesbit edildiğinden, reklami yapilan mal gôrüldüğünde içten gelen bir dünü ile mala yönelme oluyor.

www.hipnoztedavi.com

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »

Gerçeğin Dirilişine Kapı: HİPNOZ

Mayıs 15th, 2007 by admin

www.bilimkultur.org

Avrupa’da 200 yil önce başlayan hipnozla ilgili çalişma ve tartışmalara rağmen ülkemizde henüz konunun varlığı ve yokluğu tartışmasıyapiliyor. Tahir Ôzakka5 tarafindan yazılan ve şu an Türkiye’de baskisi bulunan en muhtevali kitap olan Hipnoz kitaba nöro-psikiyatr, hipnolog Prof. Dr. Recep Doksat’ın “1962 yilinda neşretti,gim “Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma” adli kitabımdan 23 yil sonra ciddi ve muhtevali bir başka eserin neşri hem sevindirici hem de düşündürücü, hatta üzücüdür. Sevindiricidir zira ilk gayretlerin boşa gitmediğini gösteriyor. Düşündürücüdür, zira 23 yil tip çevreleri bu konuda hep susmulardır” diyen takdim yazısıyla basliyor.
“Mevcut bilgilerden metodlu bir şekide şüphe etmesini bilmeyenler hiçbir yeniligin bulucusu olamaz-lar” düsturuyla hareket eden yazar bunu şöyle ifade ediyor. “Şimdiye kadar yaptığım hipnotizma çal1ş- malarinda açiktan itiraf etmek istiyorum ki, birinci amacim hastalara tedavi etmek veya merakhlari tatmin ederek kendi gururumu yüceltmek olmami5tir. Birinci amacim, önümüzde çok bilinmeyenli denklem olarak duran ve zaman zaman hayranli6,imdan ilahi yaratıcıya karşi §ükranlarimi nasil ifade edeceğimi bilmediğini bu ii-Isani biraz çôzümlemektir. Bu iş bana büyük zevk vermektedir.
Normal fonksiyonlari ile bile düşünen beyinleri şaşirtacak kadar mütekamil olan insanoğlunun, bir de hipnotizmadaki yönünü görmek ve bunu ara§tirmak herhalde herkese kismet olmayan bir zevktir.”
Türkiye’de şu an sahasinda tek kitap olduğundan”şöyle olsaydi, şu konularda bulunsaydC daha iyi olurdu demekten ziyade kitabin muhtevasından bahsetmek daha doğru olur.
Ônsôzden sonra hipnozla ilişkisi olan bazi çali5malari hakkindan bilgilerin ol-
du6u, Türk kamuoyundan bazi bilim adamlarının hipnoz hakk-indaki gôrü§- lerinin yer aldigi bölüm geliyor. Hipnozun tarihçesi, çeşitleri ve bugün tipta çeşitli bedensel ve ruhsal hastaliklarin tesbitinde, mühendislikte metalik yüzeylerin düzgünlüklerinin ve iletkenlerin izolasyonlarındaki hatalarin tesbitinde ve ziraatte sağlam ve hastalikla tohumlarin ayırt edilmesinde kullanılan kirli-an fotografçılığından bahsediliyor.
Hipnotizmanın oluşması için gerekli kolayla§tirici faktörler ve hipnoza yatkinlik başlığı altinda, “genel faktörler, süjeye ait psişik ve organik faktörler,hipnotizöre ait psişik ve organik faktörler, i§ik, sicaklik, sessizlik, nem orani, hava akimi, odanin ve aydınlatmanın rengi, izleyici sayisi ve hipnoz seansının zamanlanması konularmi içeren çevresel faktörler yer almaktadir.
Arkaya düşürme testi, kağıt kaybetme testi, göz kapaklarini birbirine yapıştırma testi, yükselen kol testi, parmakları kilitleme testi ve diğer testlerin olduğu hipnoza yatkinlik testlerin-den bahsedilmektedir. Daha sonra hipnotizma usullerinden bahsedilerek yazarin kendi metodu olan “baki5la tesbit, sözle telkin metodu” ayrintilai-lyla anlatilmaktachr. Yazar, hipnotik fenomenleri; müşahade ettiğimiz ve etmedigimiz hipnotik fenomenler diye 2 bölümde incelemiş. Zaten müşahade edilmeyenler de oldukça az.
Hipnotik fenomenlerden mekanoseptif, termoreseptif, nosiseptör duyularin halüsinasyonlari, işitme, denge, görme, tad ve koku halüsinasyonlarinin yer aldığı halüsinasyonlar başlığı geniş yer kaplamak-tadir. İnsanın kalan
gibi iki sandalye arasina konup, rahatça durduğu “hatalepsi” hali, ağrıya du-
C
yarsizligin oluştuğu analjezi ve anestezi halleri, hipnoz içi (intrahipnotik) ve hipnoz sonrasi (posthipnotik) telkinle oluşan felçler, amnezi (unutma), rüya gördürme, hiperestezi (duyularin keskinleştirilmesi), posthipnotik telkinler, §uuralti gerçeklerin söylenmesi, sırların açığa vurulması, reflekslere hakim olma otonom sinir sistemine tesir ve fizyolojik değişiklikler, bebeklik çagina kadar herşeyin yeniden hatırlanabildiği ve yaşanabildiği hipermnozi ekmnezi gibi tüm fenomen-ler hipnozla gerçekleştirilmektedir.
Hipnoz ile organizmanin tüm müdafaa bariyerleri istenirse yok edilebilmekte ve hipnotize edilen şahan bir robot gibi kullanılabilmektedir. c insa- no~gluna tehlikeli anlar için kullanil- masi amaciyla verilen bu yetenek kötü emelli kişilerin elinde korkunç bir silaha clônü§ebilmektedir. Konunun bu yönü özellikle beyin yıkama, siyasi, hukuki, ahlaki eğitim ve öğretim açisindan önem ta5imaktadir. Yazar, bu konularin incelenmesini II. ciltte yapacagini söylüyor.
Yazar, kitaba okuyanlara; çocukca bir heyecan ve meraka kapilip bilinçsizce denemelere girişmemeleri, ugra5ilan varlığın bir meçhuller ülkesi olan iıısanın olduâunun unutulmaması, tip doktoru olmayan ve yeterli psikiyatrik bilgisi bulunmayanlann bu alanda uğrasmalarinin doğru olmadığı tavsiyelerini yapiyor.

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »

Bütün algı sistemlerini kapatarak sadece görsel ve işitsel uyarılara kulak veriyorsunuz

Mayıs 15th, 2007 by admin

- Hocam bize hipnozu tanımlar misiniz?
Hipnoza, özel bir bilinç durumu diyebiliriz; uykudan farkli, tamamen uyanıklılıktan da farkli bir biliç durumu… Kişi uyanıkken tüm algı aletleri-ni kapatip dikkatini bir noktaya toplama kabiliyetine sahiptir. İşte, hipnozda, böyle bir durumda, kişi, farkli bir bilinç durumuna girer. Bu sürede beyin elektrosu normal uyanıklıktaki gi- bi çali5maktadir. Açik birakilan duyudan gelen uyaranlara karşı ise algılama oldukça artmıştır. Fakat şunu üzülerek söylemeliyim ki halk arasinda, hatta hekimler arasinda bile hipnoza mistik bir anlam verilmeye çali5ilrmştn-. Sanki gizli bir gtig bu işi yönetiyor gibi düşünülüyor.
- Peki, hipozun tibbi kuIIam i var midir?
Çok az miktarda psikiyatride kullaniliyor, diş hekimliğinde, ağrisiz doğum için kadin dogurada,cerrahide anestezi için kullaniliyor. Ulkemizde çok fazla başvurulan bir yöntem değil. Doğrusu şarlatanlığa açik olduğu için biz eğitimde fazla yer venniyor-uz. Mesela, yillar önce hipnoz öğreten bir gruptan ders aldığım ve diplomam da olduğu halde ben hiç kullanmiyorum.
- Hocam bu bir potensiyeli değerlendirmemek değil mi?
Olabilir, fakat üzerinde uğraşmak gerekiyor. Belki biz daha başka konulara yöneldik ve ilgimiz azaldi. Yani, bu hipnozu küçük gôrdügümüzden değil; kötü kullanıma çok müsait bir şey.
-Türkiye’de akademik çevrede hipnoz nasil biliniyor, ya da bilinmiyor?
Anestesi uzmanlan, diş hekirnleri, kadin doğumcuları, epey yayin okuyorlar. Hekimlerin büyük bir kismi hipnozu biliyor, fakat ilgilenmiyor. Derslerde de bu konuda tartışma yapa-
Prof’. Dr. Orhan Öztürk
cak zaman yok. Belki herhangi bir dersten fedakarlik yapip öğrencilerin sorularina cevap vermek faydali olur; ama dediğim gibi vakit çok sinirli .
-Hocam, literatürü taradığımızda Batida hipnozla ilgili akademik dergiler çıktığını görüyoruz. Batinin akademik olarak hipnoza yaklaşımı nasil?
Tip fakültelerinde, belki psikoloji bölümlerinde hipnozla ilgili pek az öğrenim   veriliyor. Ancak mezun ol- duktan sonra merakli olanlar hipnozu kurslarla öğrenebiliyorlar. Ben özellikle ABD’i biliyorum, yoğun kurslar veriliyor. Ancak fakülteler çok organize bir biçimde hipnoz dersi yapmıyorlar. Ancak seminer ve sempozyumlar düzenleniyor olabilir.
-Peki hocam, tip fakültelerine ders olarak konulamaz mi?
Teorik olarak verilmesindz yarar var. Ama onun için özel ders konulabilir mi bilmiyorum. Aslinda kötü kullanimi azaltmak için objektif bir biçimde bu öğretimin belli bir takim
seminerlerle, tarti§rnalarla tip fakültelerinde yapmanin yarari var; hiç değilse sıtaj dersleri sirasinda veya üçüncü sinifta birkaç saatlik ders olarak konulabilir.
- Literatürde 60′lardan bu yana yayınlanmış makaleler gördük. Batililar bunu çoktan beri kullaniyorlar ve epey de ilerleme kaydetmişler…
Bu konudaki gôrü§ümü söyleyeyim: sanildi,,6i kadar yaygın değil. Bazi dernekler var; araştırmalar yaplyorlar. Fakat bunun tipta ve psikolojide son derece yaygin bir yöntem olduğunu söyleyemeyiz.
-Hocam öyleyse kullanilmasi değil de , bu konuda yapilan bilimsel çalışmalar yaygin harhalde.
Mesela fizyolojide ağrı eşiğini yâkselttigine dair bazi araştırmalar var.
Hipnozla bu M saanabiliyorsa hasta, çok ağrı çektiği zaman bu yöntemi kullanabilir.

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »

TÜRKİYE’DE HİPNOZ

Mayıs 5th, 2007 by admin

Avrupada yUzyillardir tartışılan bu konu maalesef ülkemizde henüz tar-
tışma safhasına bile gelmemiştir. Her şeyi 200-300 yil geriden takip eden ülkemiz, henüz hipnozu da keşfetmiş değildir. Bizi bu karamsarlığa götüren olgular, Türkiye’de henüz ciddi ve devamli bir ilmi çalışmanın olmamasidir.
Örendiğimize göre ülkemizde ilk ciddi çali5ma, konuyla ilgili olarak Cemil Sena Ongus tarafindan 1935- 1951 yillannda yapilan bir tercümedir. Pierre Janet’in kitabinin dilimize (”Ruhi Mucizeler” ve “Hipnotizma” )kazandirilmasindan sonra 1946′larda Dr. Bedri Ruhselman’ın kendi spirutualist bakış açisindan yayınladığı eserlerinde hipnotizmayla ilgili kısımlar görmekteyiz. rmekteyiz. 1951 de ülkemize gelen
D.D.Watson isimli bir §ahis aracillkiyla yapilan çalışmalar ile hipnoz ülkemizde üniversitelerde taninma imkani bulunmuştur. Bir kisim operasyonlar hipnoz ile yapilrmştir. İlk ciddi ilmi çalışma Dr. Cb Tan tarafindan yapılmıştır.
Dr. Can bu konuyla ilgili Türkiye’de ilk tezi vefti§tir.Dr. Can’ın arkadaşı Dr. Aksoy’da yaptığı bir çalışma ile Türk Nöro-Psikiyatri cemiyetinde ilk ilmi ve ciddi tebliği sunmuştur. Dr. Sevil Akay ve Prof. Dr. Orhan Toygar da hipnotik anestezi ile operasyonlar yap-
mışlardır.
5u anda konuya ilgi duyan ilim adamlarımızın sayisi oldukça çoktur. Ülkemizde bu konudaki en ciddi çalışma ProLDr. Recep Doksat tarafindan yapılmıştır. Kendisinin ihtisas tezi romatizma üzerindedir. Ve temeli bu tez olan eseri yayinlami§tir. Aynca yine bir ihtisas tezi olan hipnodonti Diş hekimi Turan Cengiz tarafindan hazırlanmıştır.Pekiyi derecede kabul edilmiştir.
Prof.Dr. Ahmet Edip Uysal ve Prof.Dr.Hayati Çelebi’nin yayinladigi çeşitli makaleler bulunmaktadir. Yine Pediatrist Dr. Murat Yurdakôk’ün yayinladigi hipnotizma kitabi da vardir. Ülkemizde ilk defa konunun üniversite bünyesinde bir kongrede tartışılması Erzurum Atatürk Üniversitesinde lniustur. 1982 ve Ulusal nörofizyoloji kongresinde hipnotizma paneli düzenlenmiştir. İstanbul ve Bursa’dan Dr. ve Diş Hekimi hipnozitörler hipnozu çeşitli aqllardan tartışmışlardır. Ve, hipnotik anestezi ile sünnet yapmışlardir. Hipnotizmanın cerrahi de uygL?Ianmasini birçok ameliyat ile gerçekleştiren Op. Rr. İsmet Hüsnü Öztürk vefat ettikten sonra ardinda birçok talebe birakmi§tir. Halen ülkemizde İstanbul, Ankara, Bursa, Erzurum ve Kayseri başta olmak üzere birçok merkezlerde çalişmalar yapilmaktadir. Buna rağmen ilmi bir çalışmanın varlığından bahsetmek ise oldukça zordur.

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »

Hipnoz Bir Tibbi Tedavi Metodu Olarak Dünyada Ne Durumdadir?

Mayıs 5th, 2007 by admin

www.Hipnoztedavi.com

Hipnoz, Tip literatürüne 18. yy.’da mesmerle girdi. 20. yüzyıl ortalarına kadar ciddiyet ve bilimsellikten uzak gösteriler diinyasini sijslemi§tir hipnoz. 1955 yilinda British Medical Association ve 1958′de American Medical Association tarafindan hipnozun tipta bir teşhis ve tedavi metodu olduğu resmen kabul edilmiştir. Bugün için pekçok gelişmiş ülkede hemşirelerin, pratisyen hekimlerin, cerrahlarin, psikiyatristlerin ve diğer tip dallarındaki uzman hekimlerin uygulayabileceği yardimci bir teşhis ve tedavi metodu olarak kabul görmektedir. Hipnozun dünyada en çok kullanildigi ülke Amerika. Daha sonra İngiltere, Almanya… gibi bati ülkeleri geliyor. Demirperde ülkeleri de hipnoz hususunda Avrupa’dan çok geri değiller. Güneydoğu Asya ülkeleri, Afrika ülkeleri ise hipnozu en az taniyan ülke-
ler.
Hipnoz konusunda Dünya’da 3 dergi yayınlanmaktadır. Bunlardan “American joumal of clinical Hypnosis” ve “The Intemational joumal of Clinical and experimental hypnosis” adli dergiler Ankara’daki YÖK kijtdphanesine de gelmektedir.
Amerika’da, İngiltere’de ve diğer bazi ülkelerde hipnozu tibbi bir tedavi
metodu olarak öğreten enstitijler kurulmuştur. Bilimsel araştırma merkezleri aqilmi§tir. Bunlardan “American Society of Clinical Hypnosis” (ASCH) isimli topluluğa 18.000 doktor iiyedir. Ilgi duyan okuyucularimiz için yine ASCH’nin yaptığı bir anket sonucu hipnozla ilgilenen doktorlarin hipnoz hakkinda referans yaptiklari kitaplardan ilk 3 kitabin ismini verelim:
1- Tecniques of Hypnosis and Therapy
(Miltan Ericson)
2- Hypnotic realities (Rossi, Ericson)
3- Clinical Hypnoteraphy (cheekLe Cron)
Hipnoz hakkinda tip literatüründe
yer almiş makalelerin sayisi çok fazla-
dir. Ve her yil artan bir hiz ve qe5itfi-
likle devam etmektedir bu yayinlar.
Verdiğimiz bu somut bilgiler sonucunda varabileceğimiz nokta şu: Hipnoz 30 yildir bilimsel anlamda tip literatürüne girmiştir. Bugün Amerika, İngiltere başta olmak üzere Tibbi tekamiiliin son noktasinda olan ülkelerde
resmen kabül görmüş, tedavi araci olarak kullanılmış ve bilimsel araştırma sahasinda yerini almi§tir. Hipnoz’un bütün yönleriyle açıklığa kavuşması bir süreçtir ve sabirli çalışmaların sonunda bu kapali noktalara ulaşmak mümkün olacaktir.
Hipnoz’un kullanim alanlarina kisaca bir göz atacak olursak; hipnoz’u iki kategoriye ayırmak gerekir: Tedavi araci olarak hipnoz ve Tip dışında hipnoz.
Tedavi araci olarak hipnoz, psikiyatrik hastaliklarda, Pediatride, Jine    koloji’de, Cerrahi’de,         kullanilmaktadir. Bugüne kadar hipnoz araciligiyla tedavisi yapılmış olan hastaliklardan bir kismi 5unlardir: Astim, Allerjiler, yüksek ateş, Aneroxia Mervosa, Bulimia, Kronik dispepsia, migren, ülser ve bağlı hastaliklar, Essential Hipertansiyon, Multiple SiklerosiS, Histeri, Anksiyete, Obsesif-Kompülsif hastaliklar, bir takim kalp hastaliklari, gece işemeleri, ekzama, hiperid-
rosis, nörodermatitis
Hipnoz sadece tıbba özgü bir şey olmadigi için tip dışında birçok alanda da ortaya çikmaktadir. Mesela, hukukta duru5malarda, askeri alanda, dikkati toplama noktasindan bakildiginda, öğrenmede, doğal ve tehlikesiz bir doping yolu olarak sporda hipnozun kullanimi mümkün olmaktadir.
Gerçek odur ki hipnoz insanoğluna, yaraticisi tarafindan verilmiş bir yetenektir. Tehlikeli anlarda kullanmasi için insanoğluna verilen bu yetenek; kötü emelli kişilerin elinde korkunç bir silaha dônü5ebilmektedir. Organik olarak hipnozun hiçbir yan etkisi yoktur oma hipnotizör’e bağlı olarak hipnoz beyin yıka-ma, ahlaksiz ve densiz davranışlara sebep olma, gizli kalmasi gereken bir takim şahsî sirlari açiga çikarina noktasinda zararli olabilir. Bu noktada bir örnek vermek istiyorum: “Loyd Tuckey, telkinin kalbin 15- leyi5i üzerindeki tesirini belirtirken çok dikkate değer bir vaka zikrediyor: Doktor, kör bir şahısta direk telkinle değil fakat endirekt telkin ve onu doğuran heyecanla senkop (bayılma) tevlid ettiği bu hadisede, kör süjeye baca6: da bir yara açıldığı ve oradan durmamacasına kan kaybettiği telkin edilmiş, bu esnada sanki kan akiyormuş hissini vermek için ilik su akıtılmıştır ve bu bayılma ölümle neticelenmiştir. “Görüldüğü üzere olayin boyutlan, sorurnsuzca kullanildigiiida, çok ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu noktadan hareketle ço cukça bir heyecan ve Bugün bir çok yönleriyle müphem olan Hipnoz, eğer nasipse, ufukta bizi bekleyen günlerde bütün yönleriyle açlklanabileeektir. Buna inanlyoruz. Gelecekte hipnoz tek başına bir bilim dali olabilir mi olamaz mi? Orasi bu-,gün bize kapali. Ama hem halk tabakasının, hem de bilim çevrelerinin ilgisini gün geçtikçe daha fazla çekeceği muhakkak.
Davranış bozukluklari, kanser, çocuk problemleri, AİDS belası, Alzheimer hastalığı gibi, bugün tam bir çözüm bulunamayan hastaliklarin tedavisinde bir gün “hipnoz” imzasının bulunamayacağını kim iddia edebilir? İnsanların sadece bir organik parçadan ibaret olduğunu savunan ve insanlar arasi sosyal ilişkileri bu anlayış üzerine oturtan çağımızın kafa yapisi artik insana mutluluk verememektedir. Henüz kendisini taniyamayan insan, diş dünyaya egemen olmuştur. Çağımızın bu büyük çeli5-
kisi insani makine bir hayata hapsetmiş ve insan kalabaliklar içinde yalniz bir fert durumuna düşmüştür.
Çağımızın bir diğer garip özelliği de kendisine ve iç dünyasina yönelik çalışmalardan korkulmasıdır. İnsan devamli basite indirgenmek istenmektedir. Halbuki insan mekanizmasinin basite indirgenmesi mümkün değildir. Medikal olarak insanda oluşabilecek herhangi bir aksaklik; sanki herhangi bir kompüterdeki telin koptukdan sonra yerine lehimlenmesi gibi bir anlayışla tedavi edilmek istenmektedir. Olayin gerisinde yatan niçin ve neden sorularina kimse yanaşmak istememektedir. Halbuki insan bir kompüter değil, kompüterlere yön veren psişik ve organik varlığı ile bir harikalar ülkesidir. İnsan, yaratılanların en sırlı hazinelerini barindiran muazzam bir mekanizmadır.
Hipnozun detaylarına girmeden önce hipnoz hakkinda size genel bir bilgi vermek, belki de gelebilecek muhtemel itirazlara fikri, tibbi ve sosyolojik açıdan bir cevap vermek, olayin değişik boyutlarını göz önüne sermek amaciyla kaleme aldigimiz yaziml-zi Londra Üniversitesi Psikoloji Profesörü
HANS EYSENCK’in bu konuda 25 yıl önce söylediği sözlerle bitirmek istiyorum:
“Eğer bütün dünyadaki 30 kadar üniversite kürsüsü ve bir çoğu önceleri ruhsal araştırmacıların sav larına karşı çikmi§ olançe5itli dallardaki yüzlerce bilim adamıarasında gizli bir işbirliği yoksa, tarafsiz bir gözlemcinin varacagi tek sonuç şudur: Sayica az bazi kimseler henüz bilimin tanimadigi bazi yol lardan ya başkalarinin zihinlerindekini, ya da diş dün yadaki bilgileri elde etme yeteneğine Sahiptirler.”

www.hipnoztedavi.com

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »

Tedavi’de Alternatif bir yaklaşim: HIPNOZ

Nisan 25th, 2007 by admin

hipnoztedavi.com 

Hipnoz, bazılarımızın bugün kadar hiç duymadığı, bazılarımızın sadece isminden haberdar olduğu, pek çoğumuzun ise duyduğu halde inanmadığı ya da inanmak istemediği bir konudur. Hipnoz, tarih öncesinden beri bilindiği, son birkaç
yüzvılda da üzerinde bilimsel araştırmaların yapildiği bir” koıııı olmasına rağmen, ülke-
mizde yeteri kadar tanInma-
makta ve istifade edilemenıektediı-.
Hipnoz; “bir şahsın, bir başka şahsa telkin yoluyla, o sahsı emrine alarak, söylediği telkinleri kabul edilir duruma sokma halidir” die tarif ediliyor. Hipnozun “bir çeşit uyku
hali” olduğu da bir çok tarifte yeralmıstır. Hipnoz Osman-1 anda “Nevm-i Sınai “, Ingilizcede de “Hypnosıs”olarak adlandırılmıştır.
Hipnoz’un, bir tip dalı olarak dünyada kullanım alanına geçmeden önce ısrarla üzerinde durmak istediğimiz bir nokta var; Hipnoz’u gündeme getirmekteki amacımız , birçok defalar şahid olduğumuz üzere, var olan, fakat bütün yönleriyle açiğa çıkarılamamış olan Hipnoz’u sizlere tanıtabilmekir. Yazdıklarımız iddia değil, gerçeklerdir. Satır satır, bütün yazı larımızı uluslararası Tip Literatürlerinden delillendirmeye hazırız.
Canlılar arasında henüz anlayamadığımız bir bağ bulunduğuna dair pek çok delil vardır. Mesela, DİLBALIĞI düşmanlarından korunmak için deniz dibinde hiç hareketsiz durur, rengi deniz dibinin rengine aynen uyduğu için farkedilmesi imkansızdır. Fakat Mızraklı Köpek balığı hiç şaşmadan onun yerini bulur ve üzerine atılır. Yapılan deneyler sonucu anlaşılmıştır ki
Dilbalığının yaydığı koku dalgalar sadece mızraklı köpek balığı tarafın-darı algılanabiliyor.
Bir başka çarpıcı örnek daha verelim: Bir deneyde 20-40 arasındaki karınca grupları metal kutulara konarak toprağa gömülmüştür. Bu metal kutu-ların bir kısmı kurşundan yapılmış. Kutuların bir kısmına ise karınca konmamıştır. Sonunda görülmüştür ki, röntgen ve gama ışınlarını geçirme-yen kurşun kutular ve boş kutular hariç diğer kutuların bulunduğu bölgelerde karıncalardan oluşmuş kurtarma ekipleri gelerek toprağı kazmaya başlamışlardır. Bu deneyle de canlılar arasında varlığı bilinmeyen bir bilgi iletişiminin sözkonusu olduğu anlaşılmaktadır.
Yine SSCB’de bir denizaltıda yavru tavşanlar belli aralarla öldürülmüş ve binlerce kilometre uzaktaki bir kara parçasında ana tavşanın beyin dalgalara her bir yavrunun öldürülmesi sırasında belirgin değişimler göstermiştir.
Tüm bu deneyler göstermektedir ki elle tutulmayan gözle görülmeyen, laboratuvar şartlarında gözlenemeyen bazı etkenler gözle görülen ve laboratuvar ortamında gözlenebilen sonuçlari oluşturmaktadır. Bu da göstermektedir ki canlılar arasında duyu ötesi algı dediğimiz kompleks ve açıklanamayan bir olay vardır.
Hipnoz da, yukarıdaki örnekler gibi parapsikolojik bir olaydır. Bütün yönleriyle açıklığa kavuşmamıştır ama vardır. İnsan mantığı kabul etmiyor diye bazı gerçekleri inkar etmek fana tiklerin bir tavırdır. Bugünkü mantık ilişkileri içinde kendine bir yer bulamayan gerçekler, ilerde belki de bayrak edilecek hakikatlerdir. Bir kaç yüzyıl önce, çağın en büyük bilim adamına bir telsiz sistemi getirsek ve göstersek: mekanizmasını izah etmeye çalışsak herhalde bizi ilmi anlayışımız için tebrik etmeyecekti.
Gerçekler ve doğrular hiçbir zaman değişmemiştir. Ancak insanların gerçekleri ve doğruları tarih boyunca çok değişik olmuştur. Klasik fiziğin temel kanunlarını tesbit eden newton doğmadan önce de fizik kanunları belirli bir gerçeklik üzerine fonksiyonlarını icra ediyordu. Bu prensipleri sarsan ve savunucularını şaşkına çeviren einstein ‘ in rölativite teorisi ortaya atıldıktan sonra da gerçekler aynı kanunlarla yönetilmektedir.

Panzehir

Posted in Kategorilenmemiş | No Comments »