www.Hipnoztedavi.com
Hipnoz, Tip literatürüne 18. yy.’da mesmerle girdi. 20. yüzyıl ortalarına kadar ciddiyet ve bilimsellikten uzak gösteriler diinyasini sijslemi§tir hipnoz. 1955 yilinda British Medical Association ve 1958′de American Medical Association tarafindan hipnozun tipta bir teşhis ve tedavi metodu olduğu resmen kabul edilmiştir. Bugün için pekçok gelişmiş ülkede hemşirelerin, pratisyen hekimlerin, cerrahlarin, psikiyatristlerin ve diğer tip dallarındaki uzman hekimlerin uygulayabileceği yardimci bir teşhis ve tedavi metodu olarak kabul görmektedir. Hipnozun dünyada en çok kullanildigi ülke Amerika. Daha sonra İngiltere, Almanya… gibi bati ülkeleri geliyor. Demirperde ülkeleri de hipnoz hususunda Avrupa’dan çok geri değiller. Güneydoğu Asya ülkeleri, Afrika ülkeleri ise hipnozu en az taniyan ülke-
ler.
Hipnoz konusunda Dünya’da 3 dergi yayınlanmaktadır. Bunlardan “American joumal of clinical Hypnosis” ve “The Intemational joumal of Clinical and experimental hypnosis” adli dergiler Ankara’daki YÖK kijtdphanesine de gelmektedir.
Amerika’da, İngiltere’de ve diğer bazi ülkelerde hipnozu tibbi bir tedavi
metodu olarak öğreten enstitijler kurulmuştur. Bilimsel araştırma merkezleri aqilmi§tir. Bunlardan “American Society of Clinical Hypnosis” (ASCH) isimli topluluğa 18.000 doktor iiyedir. Ilgi duyan okuyucularimiz için yine ASCH’nin yaptığı bir anket sonucu hipnozla ilgilenen doktorlarin hipnoz hakkinda referans yaptiklari kitaplardan ilk 3 kitabin ismini verelim:
1- Tecniques of Hypnosis and Therapy
(Miltan Ericson)
2- Hypnotic realities (Rossi, Ericson)
3- Clinical Hypnoteraphy (cheekLe Cron)
Hipnoz hakkinda tip literatüründe
yer almiş makalelerin sayisi çok fazla-
dir. Ve her yil artan bir hiz ve qe5itfi-
likle devam etmektedir bu yayinlar.
Verdiğimiz bu somut bilgiler sonucunda varabileceğimiz nokta şu: Hipnoz 30 yildir bilimsel anlamda tip literatürüne girmiştir. Bugün Amerika, İngiltere başta olmak üzere Tibbi tekamiiliin son noktasinda olan ülkelerde
resmen kabül görmüş, tedavi araci olarak kullanılmış ve bilimsel araştırma sahasinda yerini almi§tir. Hipnoz’un bütün yönleriyle açıklığa kavuşması bir süreçtir ve sabirli çalışmaların sonunda bu kapali noktalara ulaşmak mümkün olacaktir.
Hipnoz’un kullanim alanlarina kisaca bir göz atacak olursak; hipnoz’u iki kategoriye ayırmak gerekir: Tedavi araci olarak hipnoz ve Tip dışında hipnoz.
Tedavi araci olarak hipnoz, psikiyatrik hastaliklarda, Pediatride, Jine koloji’de, Cerrahi’de, kullanilmaktadir. Bugüne kadar hipnoz araciligiyla tedavisi yapılmış olan hastaliklardan bir kismi 5unlardir: Astim, Allerjiler, yüksek ateş, Aneroxia Mervosa, Bulimia, Kronik dispepsia, migren, ülser ve bağlı hastaliklar, Essential Hipertansiyon, Multiple SiklerosiS, Histeri, Anksiyete, Obsesif-Kompülsif hastaliklar, bir takim kalp hastaliklari, gece işemeleri, ekzama, hiperid-
rosis, nörodermatitis
Hipnoz sadece tıbba özgü bir şey olmadigi için tip dışında birçok alanda da ortaya çikmaktadir. Mesela, hukukta duru5malarda, askeri alanda, dikkati toplama noktasindan bakildiginda, öğrenmede, doğal ve tehlikesiz bir doping yolu olarak sporda hipnozun kullanimi mümkün olmaktadir.
Gerçek odur ki hipnoz insanoğluna, yaraticisi tarafindan verilmiş bir yetenektir. Tehlikeli anlarda kullanmasi için insanoğluna verilen bu yetenek; kötü emelli kişilerin elinde korkunç bir silaha dônü5ebilmektedir. Organik olarak hipnozun hiçbir yan etkisi yoktur oma hipnotizör’e bağlı olarak hipnoz beyin yıka-ma, ahlaksiz ve densiz davranışlara sebep olma, gizli kalmasi gereken bir takim şahsî sirlari açiga çikarina noktasinda zararli olabilir. Bu noktada bir örnek vermek istiyorum: “Loyd Tuckey, telkinin kalbin 15- leyi5i üzerindeki tesirini belirtirken çok dikkate değer bir vaka zikrediyor: Doktor, kör bir şahısta direk telkinle değil fakat endirekt telkin ve onu doğuran heyecanla senkop (bayılma) tevlid ettiği bu hadisede, kör süjeye baca6: da bir yara açıldığı ve oradan durmamacasına kan kaybettiği telkin edilmiş, bu esnada sanki kan akiyormuş hissini vermek için ilik su akıtılmıştır ve bu bayılma ölümle neticelenmiştir. “Görüldüğü üzere olayin boyutlan, sorurnsuzca kullanildigiiida, çok ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu noktadan hareketle ço cukça bir heyecan ve Bugün bir çok yönleriyle müphem olan Hipnoz, eğer nasipse, ufukta bizi bekleyen günlerde bütün yönleriyle açlklanabileeektir. Buna inanlyoruz. Gelecekte hipnoz tek başına bir bilim dali olabilir mi olamaz mi? Orasi bu-,gün bize kapali. Ama hem halk tabakasının, hem de bilim çevrelerinin ilgisini gün geçtikçe daha fazla çekeceği muhakkak.
Davranış bozukluklari, kanser, çocuk problemleri, AİDS belası, Alzheimer hastalığı gibi, bugün tam bir çözüm bulunamayan hastaliklarin tedavisinde bir gün “hipnoz” imzasının bulunamayacağını kim iddia edebilir? İnsanların sadece bir organik parçadan ibaret olduğunu savunan ve insanlar arasi sosyal ilişkileri bu anlayış üzerine oturtan çağımızın kafa yapisi artik insana mutluluk verememektedir. Henüz kendisini taniyamayan insan, diş dünyaya egemen olmuştur. Çağımızın bu büyük çeli5-
kisi insani makine bir hayata hapsetmiş ve insan kalabaliklar içinde yalniz bir fert durumuna düşmüştür.
Çağımızın bir diğer garip özelliği de kendisine ve iç dünyasina yönelik çalışmalardan korkulmasıdır. İnsan devamli basite indirgenmek istenmektedir. Halbuki insan mekanizmasinin basite indirgenmesi mümkün değildir. Medikal olarak insanda oluşabilecek herhangi bir aksaklik; sanki herhangi bir kompüterdeki telin koptukdan sonra yerine lehimlenmesi gibi bir anlayışla tedavi edilmek istenmektedir. Olayin gerisinde yatan niçin ve neden sorularina kimse yanaşmak istememektedir. Halbuki insan bir kompüter değil, kompüterlere yön veren psişik ve organik varlığı ile bir harikalar ülkesidir. İnsan, yaratılanların en sırlı hazinelerini barindiran muazzam bir mekanizmadır.
Hipnozun detaylarına girmeden önce hipnoz hakkinda size genel bir bilgi vermek, belki de gelebilecek muhtemel itirazlara fikri, tibbi ve sosyolojik açıdan bir cevap vermek, olayin değişik boyutlarını göz önüne sermek amaciyla kaleme aldigimiz yaziml-zi Londra Üniversitesi Psikoloji Profesörü
HANS EYSENCK’in bu konuda 25 yıl önce söylediği sözlerle bitirmek istiyorum:
“Eğer bütün dünyadaki 30 kadar üniversite kürsüsü ve bir çoğu önceleri ruhsal araştırmacıların sav larına karşı çikmi§ olançe5itli dallardaki yüzlerce bilim adamıarasında gizli bir işbirliği yoksa, tarafsiz bir gözlemcinin varacagi tek sonuç şudur: Sayica az bazi kimseler henüz bilimin tanimadigi bazi yol lardan ya başkalarinin zihinlerindekini, ya da diş dün yadaki bilgileri elde etme yeteneğine Sahiptirler.”
www.hipnoztedavi.com